Sözleşmeler nasıl olmalıdır

Sözleşmeler nasıl olmalıdır

İş yapma şekillerimiz sürekli değişiyor.  Eskiden kendi araçlarıyla mal taşıyan üreticiler bu gün birer küçük nakliye şirketi sahibi oldular. Bunu yanlış bir hareket olarak görüyorum. Esas işi üretim olan bir kuruluşun nakliye gibi zor bir konuda yatırım yapması, zaman ayırması, kaynak ayırması ana iş kolundaki etkisini zayıflatacak bir harekettir. Küçük ölçekli organizasyonlar da artı değer yaratmaktan, ekonomi sağlamaktan uzakta kalmaktadırlar. Dünya ticaretinin globalleştiği günümüzde stratejik avantaj sağlamak ancak verim sağlayarak maliyetlerin düşürülmesi ile sağlanabilmektedir. Verim sağlamak da her şeyden önce iyi bir kontrol sistemi, ölçümleme teknikleri ve mümkün olduğu kadar büyük iş ve pazar potansiyeli demektir.  Bu nedenle üretici kuruluşların küçük ölçekli, kontrolden uzak, verimi düşük, ölçülmesi zor sistemlerle kendi nakliyelerini yapmaları kendi bindikleri dalı kesmekle eş anlamlıdır.

İşin doğrusu bu amaçla kurulmuş olan kuruluşların, nakliye, depolama, dağıtım, gümrükleme gibi işleri yapmayı hedefleyen kuruluşların desteklenmesidir. Böylece ölçeklerin büyümesinden, kontrollerin daha düzgün yapılmasından, verimli kullanımla sağlanacak artı değerin paylaşımından ve düzgün raporlamanın stratejik avantajından yararlanma olanağı bulabileceklerdir. Outsource edilen lojistik hizmetler beraberinde bu işleri yapmak için kuruluşun satın aldığı depo, nakliye aracı, forklift, raf gibi yatırımlardan  da kurtulmalarına fırsat yaratacaktır. Bu fırsat ile elde edilen nakit kaynak işlerin gelişmesine hatta büyütülmesine neden olacaktır. Outsource işinin ayrıca çalışan personelin devri ile artık sabit gider kapsamından çıkıp değişken gider olarak da değerlendirilmesi mümkün olacaktır. Üretilen parça, koli, paket veya ton başına yapılacak anlaşmalarla satış fiyatı üzerindeki lojistik maliyetler üretici, satıcı ve tüketici tarafından değişmeyen bir şekilde belirlenecektir. Bu satış yönetimi   bir avantajdır.

Yıllarca kara nakliye ve depolama işini yapmış bir şirketin bu işleri başka bir kuruluşa devretmesi zor bir karardır.  Satış, lojistik, ithalat, ihracat departmanlarının sorumluluğunda olan hammaddeyi fabrikaya, ürünü de kullanıcıya ulaştırma sorumluluğu nedeniyle kuruluşlar kendi yaptıkları lojistik işlerini kontrol ede ede bu işte uzmanlaştıklarını sanmaktadırlar. Bilinmelidir ki her işte ana işimiz is uzmanlaşma şansımız vardır. Aksi takdirde ana işi bu olan kuruluşlar iş geliştirme, kapasite arttırma, yeni teknoloji uygulama gibi nedenlerle bu konuda uzman olabiliriler.

İşleri dışarı yaptıran şirketler ise depolama, dağıtım, nakliye gibi hizmetleri yıllardan beri yaptıkları veya yaptırdıkları için çok iyi bildiklerini düşünmektedirler. Bu düşüncelerini de servis veren kuruluşlarla yaptıkları sözleşmelerde belirtmekten çekinmezler. Bu gün nakliye sözleşmelerinin tek taraflı olmasının yarattığı zararlardan bahsetmek istiyorum. Bu sözleşmeler hizmet alacak olan kuruluş tarafından hazırlanmakta ve hizmet verenlere deklere edilmektedir.

Her şeyden önce işin temeli hatalıdır. Sözleşmeler gibi her iki tarafı da etkileyen, işin nasıl yapılacağı konusunda sistemler kuran bir çalışmanın o işi en iyi bilen yani servis veren tarafından yapılması veya karşılıklı çalışma ile ortaya çıkarılması gerekmektedir. Böylece hem işin yapılma şekline dair kolaylıklar ve fırsatlar sözleşmelere konulacak ve zor durumlarda alınması gereken önlemler her iki tarafı da memnun edecek şekilde çözümlenebileceklerdir. İşin gelişmesi de sözleşmeye bir bölüm olarak konulacak ve artı değer yaratılması sağlanacaktır.

Sözleşmelerin kısa süreli yapılması da ayrı bir konudur. Her hizmet veren yapacağı işin daha farklı yapılması için çalışma yapmak ve yatırım yapmak durumundadır. Bu da ancak yapılan yatırımın geri dönüş süresi kadar bir süre gerektirmektedir.  İşin doğrusu sözleşmelerin süresinin yapılacak yatırımın miktarı ile orantılı olarak uzatılmasıdır.

Sözleşmeler süresi sonunda itiraz olmazsa otomatik yenilenecek şekilde veya her yıl yeniden yenilenecek şekilde hazırlanmaktadır. Otomatik belli çarpanlarla yenilenen sözleşmeler sonunda ekonomik, pazar, sektör, rekabet gibi nedenlerden dolayı bir tarafın lehine diğer tarafın aleyhine çalışmaktadır. Bunun yerine harcamaların açık olarak göründüğü ve bu miktardaki değişikliklerin satış fiyatlarına yansıtıldığı sözleşmeler yapılmalıdır. Kısa süreli sözleşmelerde ise her yıl yeni bir firma ile çalışma riski söz konusudur. Bu da her yeni dönemde bir öğrenme periyodunun yaşanmasına ve işe verimli başlangıcın gecikmesine neden olmaktadır. Kısa süreli sözleşmeler üreticinin hizmet veren gözünde bir ortak değil bir müşteri olarak görünmesine neden olmaktadır.

Sözleşmeler tek yönlü hazırlandığı için hizmet verenler sadece hazırlana formun altını imzalamaktadırlar. Bu sayede tek tarafı koruyan sözleşmeler boyunca karşı tarak sorunlarına muhatap bile bulamamaktadır. İncelediğim sözleşmelerde bir çok eksik bulunduğunu gördüm. İleride sorun olabilecek bir çok konu da depolama veya nakliye sözleşmelerine girmemiştir.

Sektör derneklerinin bu amaçla paket sözleşmeler hazırlamasını, bunun basılı bir halde hizmet veren ve hizmet alanlarca karşılıklı tarafsızlık ilkesi ile kullanılmasını öneriyorum. Sözleşmeler üzerinden para kazanacağımız yazılı kağıtlar olmamalı. Anlaşma diye de nitelendireceğimiz sözleşmeler aslına iki tarafın tam rızası ile işin nasıl yapılacağını tanımlayan kağıtlar olmalıdır. Yapılmazsa hangi cezanın verileceği ceza kanunu kitapları değil.

Güzel bir sözleşme yapmak için işi bilmek gerek. Hazırlamadan önce ilgili tarafların onayını almak gerek. Yoksa yorumunda katkımızın olmadığı bir madde yüzünden işimizden oluyor, para ve güven yitiriyor hatta suç olduğunu bilmediğimiz kanun maddelerinden, kitapların içinde kaybolmuş bir maddeyle cezalandırılıyoruz. Doğru değil.   

Atilla Yıldıztekin
ayildiztekin@ist.arkaslojistik.com.tr